Hayatınızda sizi ve kanınızı kaynatan suyun kaynağı;” ara verelim aşka” deyince, hatalarınızı sorguladığınız rıhtımlara bir tek gemi bile yanaşmaz olur. Soluk birer hayalet gibi dolanır kanatları koparılmış melekler ve kimliği değiştirilmiş bir kaçak gibi hayal gücünüzün sahiline vurur içinizde aradığınız anlam…
 
 Onu düşünürken hüzün ile isyan arasında gerilmiş gergin bir ipin üzerinde titreyen ayaklarınıza kramplar girer. Belirsiz zamanlara ertelediğiniz umutlarınız yüzünüz de müstehzi bir hüzünle zaman denizinin şiddetli dalgalarına çarpa çarpa dize gelir. Oysa boş yere boğulmayı denemeyin suların anası denizin de elinden bir şey gelmez sizi kurtarmak için…
 
Radyonuz da çalan ezgiler de yetersiz gelir, bilirsiniz ki ne " Eğil salkım “söğüt’ün elinden bir şey gelmez…  Mum ateşinin çekiciliğine kapılan pervane gibi eksiklenen ruhunuzun tazelenme serüvenine koşarken " Şu dağlarda kar olsaydım "dersiniz bir bok olamazsınız…
 
Kanınızı ısıtan suyunuzun kaynağı ruhunuza girmeye ara verdiğin de, yüreğiniz de ki ısı düştükçe düşer, eksi yüzlere, yatamadığınız uykuların kâbus bahçelerinde şıkırdayan buz çiçekleri yapışır gözlerinize. İyice semirmiş kederler yer eder ruhunuza ve o ara verdiğinden beri iflah olmaz yaralar edinir yüreğiniz.  Boşuna atlamayı denersiniz ama uçurumlarınızın da elinden  hiç bir şey gelmez….
 
O ara verdiğinden beri aşka, umudun kara kapısının anahtarı saydığınız harfler sisli bir denizde batan geminin tek mürettebatı gibi kala kalır alfabeniz de… Verilen bu ara da, akreple yelkovanla zincirlemeye çalıştığınız zaman, derinden iç geçirmeleriniz de yuttuğunuz ıssızlığınız olur ama siz farkına varamazsınız…
 
O ara verdiğinden beri, sokaktan geçen hüznün pencerelere vuran her gölgeyi o sanırsınız çünkü her şeyin geçmişe doğru yeniden başladığı bu döngüsel anda içinizden her vakit kalkan trenin tek yolcusudur o gölge ve her dem şarabi bir renktedir…
 
O ara verdiğinden bu yana, tükenişler sefil ve ikiyüzlüdür. Eli kolu bağlanmış ıssızlıklarınız, "Altım çamur, üstüm yağmur "der durur. Görürsünüz ki can kuşunuzun gidebileceği en uzak yer kaynağınızın size sunduğu parmaklıklarınız olur…
 
O ara verdiğinden beri, kanatlarınızın elinden bir şey gelmez… Sadece beklersiniz dönmesini ve  ağzınızı dayayıp yeniden içmek istersiniz ara verdiğiniz aşkınızı damla damla…İçtikçe kanamazsınız…İçtikçe doyamazsınız damlalarına…
 
Suyum,kaynağım,aşkım düş artık avuçlarıma…..

22/03/2008

Bu Yazı İçin 2 Ruh Çağrıldı...

  1. bilgeyildiz demiş ki:

    İnsanın içini en çok yakan,uzun bir aşkın sonunda bile bile belirsizliğe boyun eğmek belkide…o arayacak diye telefona takılan gözünüz,aramadı diye saate bakarken bi yandan onun gözlerini hayale dalar sanki…işte o vakitlerde akan sular durur insanın bedeninde…kanı donar,canı çekilir,sonra dayanamaz ararsınız,telefondaki ses dahada sert işler içinize…bitti sesi hala kulaklarınızda çınlarken,aslında biten belirsizlik bi an içinde olsa şölene dönüşür yüreğinizde!ara verelim sözünden o ana kadar çekilen tüm işkence yağmur olup birikir gözlerinizde!işte şimdi bir zamanlar ”hayatınızda sizi ve kanınızı kaynatan suyun kaynağı”akmaya başlar ruhunuzun sahil şeridine!

  2. Theatral demiş ki:

    Akmaya devam etmeli.O şerite de tek yönden kontrollü olarak aşkın suyu verilmeli.. ;)

Yorum Yaz

You must be logged in to post a comment.


<