
30.11.2007 tarihinde İstanbul -Isparta seferini yaparken düşen uçakta olan Arkadaşımız, Canımız, sevdamız, Meleğimiz, Yaşam kaynağımız, Sevgili HAZAL KAYNAĞIN anısına yazılmıştır.
Geniş bilgi için lütfen wwww.hazalkaynak.com ‘ u ziyaret ediniz..
Sen yokken, etrafımızı saran anlamsız boşluğun, parmak uçlarından pişmanlıklarımız sızıyor…
Sen yokken, mavi bir karanlık çöküyor boşluğunun özüne…
Sen yokken, tiyatromuzun kostüm deposuna dönüştürdüğün geçmişimizin, cehennemine yapıyoruz sensizlik yürüyüşümüzü.
Sen yokken, aldanışın bilinmezliğe açılan kapılarından geçiyor meçhul insanlar…
Sen yokken, herkes biraz daha eksiliyor ömrümüzden…
Sen gittiğinden bu yana, “Hasta bir kalbin macerası” oluyor bir yalnızlığın filme çekilmemiş anları…
Sen yokken, acının bittiği yerde başlıyor ifade yoksunu gözlerimizde atıl bir durgunluk…
Sen yokken, yaprak yaprak dökülüyor okyanus dalgalarında çırpınan sandallarımız…
Sen gittikten sonra, cehennem müjdecisinin sloganlarına kapılan ölümün sıcak kucağı, buz gibi çiçekler tutuşturuyor ellerimize…
Sen yokken, karanlıkla kuşatılmış mezarlar çözüyor aşkla dolaşık bütün iplerimize.
Sen yokken, acıyı seçiyorum acılı aşklar doğurtuyoruz kendimize…
Sen gittiğinden beri, yokluğuna acı çektirmek için aşık oluyor çocuksuzluğunu büyüten yüreğimiz.
Sen yokken, fırtınaya tutkun mavi bir ağacın sabrını zorluyor bahçemize ektiğin sarmaşıklar…
Sen yokken, uzak baharların getirdiği naftalin kokulu yıldızları topluyoruz gökyüzünden…
Sen yokken, yoksunluğunda saçılan ışık korkunç bir patlayışla içimize kırk düğüm oluyor şimşek şimşek…
Sen gittikten sonra, kirpiklerimizin gardiyanlığında, her gece bir yıldız hapsediyoruz sensiz gözlerimize…
Sen yokken, ıstırabın uykuda aldığı şekiller, yozlaşan ruhumuzun baş düşmanı oluyor…
Sen yokken, pişmanlıklarımızın rengine bulanmış siluetler çiziyoruz resimlerimize…
Sen yokken, içimizde ki karanlık kuyulara uyduruk ve günahkâr taşlar atıyoruz…
Sen yokken, yokluğuna şaşkın bir alkol koması siliyor hafızamızı, sonla başlıyoruz bütün yazılarımıza…
Sen yokken, bölünmüş düşlerimizin mızrap sesini saklıyoruz benliğimizde…
Sen gittikten sonra, var olduğunu sandığımız gücümüzü yitiriyoruz kendi zamanından kovulmuş mavi denizlerde…
Sen yokken, senin adına düzenlediğimiz tüm mitingler, propagandalar, genel grevler yasaklanıyor…
Sen gittikten sonra, zavallı, ucube düşlerimiz tükenmişliğimizin labirentine mahkûm oluyor…
Sen yokken; Lotus adında! Meyvesini yiyene yurdunu unutturan çiçeklerden yetiştiriyoruz!…
Sen yokken,başarabilecek mi bize anımsamamayı unutturmayı o kötü günü….
Sen Ne dersin Hazal? …
03/05/2008


can dostum hocam bu guzel yazıyı hazalın adına derleyıp yazdıgın ve bızımle paylasıtgın ıcın cok tsk ederım ıyı calısmalar sevgılı dostum kolay gelsın
Mayıs 5th, 2008 at 05:28