O gitmişti sonbahardı,kasımdı..Tıpkı ilk karşılaştığımız ay gibiydi gidişi de.. Yine sokaklarda kurumuş dal sesleri ,duvar arasında sızan su şırıltısı,gecenin yarısında evine giden sarhoş adamlar vardı.Durmak bilmiyordu korna sesleri ve durmadan dolan kül tablalarımı kırmak geliyordu içimden.Gideli çok olmamıştı ,yine de gidişini yeniliyordu hayat kasım yağmurlarında… Daracık ara sokaklarda nereye gideceğini bilmeyen falsosuz bilardo topları gibiydim,bulamıyordum ait olduğum bantları,gireceğim delikleri.Kazandığım sandığım tüm oyunları,hayatın hep son metresinde kaybediyordum.Çünkü doğrularımı yanlış yanlışlarımı doğru sayıyordu hayat.
Evime gidiyordum meyve ağaçlarına selam vererek,sökerek kaldırım taşlarını.Sokaktaki sessizliğin hiç hayra alamet olmadığını biliyordum.Kafama taktığım tek şey bu sessizlik değildi.Şiirlerim ve sen..sen ve şiirlerimdi aklımı karıştıran…. Ölmeyi başaramamıştım şimdi daha zorunu yaşamayı deniyordum.Şüphesiz ki her şey eskiyordu,eskimeyen tek şey yalnızlığımdı.Sadece sevdiğimin saydığım bedenimde uyuyordu bu yaşlılığa ve ben bunu durduramıyordum.İşte evime giden sokağında bitişine şahit oluyordum ama nerden başlayacağımı bilmiyordum.Anlamsız sevdalar peşine düşmek geçiyordu aklımdan da,izlenmesi olanaksız gibi görünen her günün karşısında yeni inkarlar yaratıyordum kendime..Öyle donuk bir şekilde duruyordum evimin kapısında… Gölgemi almıyordum evimden içeri.Tüm ömrüm boyunca yanımda gezdirdiğim neyine yetmiyordu ki diye düşünüyordum.Odama adım attığımda ayağımın dibindeki eşikte buluyordum giden sevdiğimi.Kaybettiğimizi sandığım özgürlük ayağımızın dibinde ki eşikteymiş meğerse…
Son bir bakış atıyordum aydınlanan sabaha çünkü gece,artık üzerime saldığı ağzı sigara kokan,buruşmuş izmaritlere benzeyen gözlerini çekiyordu bedenimden.Sabah olmasına kızıyordum bir yandan da çünkü,sabah olduğunda kaybettiğim ve gidişine dur bile diyemediğim sevdiğimi hatırlatan her şey birer birer aydınlanıyordu ve ben bunun olmasına çıldırıyordum… Buz gibiydi gözlerim,sabahın çiğ soğuğunda eriyordu.Onun bana geldiği sabahları hatırlıyordum çünkü,o sabahlarda kırılırdı aynalarım ve ben cam kırıklarından bahar çiçekleri yapıyordum kendime…Artık çiçeksizdim…
O gitmişti,gittiğinden beri ağlamanın,tanrıya yalvarmanın,sabahları acıyla uyanmanın,aç sigara dumanlarının,onun dışında tüm imgelerin kaybolmasını anlamaya başlamıştım ama onun neden gittiğini hala anlamış değildim.O da kendini tek başına alıp gitmişti bana bırakarak kendimi.O gittikten sonra nereye kaçacağını bilmeyen yavru bir kuş gibiydim. Bir şeylere karar vermenin bu kadar zor olduğunu ve sevgimizin kara bir lekeymiş gibi uzak bir coğrafyada kaldığını bilmek benim için hoş değildi.Sezgiyle anlatmaya,anlamaya çalıştığım savlarımı bırakmalı,zamana pratik olarak kaptırmalıydım sevgilerimi…En azından bunu düşünebiliyordum…
O gitmişti…Anısı yoksa da kasım yağmurlarının,öylesine bir günün anısı vardır diye düşünüyordum.Sokaktan geçen insanları gözlüyordum bir kaçak gibi gizlice.Onlar kadar hayata asılamıyorum diye iç geçiriyordum.Düzelmeye çabalıyordum.İlk defa eskiye dönmeye çalışıyor,bir ilki geçekleştirebilirim diye teselli ediyordum kendimi.Ufacık ayak parmaklarımdan sevgi sözcükleri giriyordu vücuduma….
Okuduğum savaş kitabını düşürüyordum yere,umut ederken barışı.O gittikten sonra hiçbir şey değişmemişti hayatımda her şey aynıydı…Sadece o yoktu…Beyaz sayfada kocaman bir sıfır gibiydi.Sadece içi boşaltılmış bir bedende ki koca bir gölge gibiydi yokluğu.Bu hasreti uyandıracak olan sol tarafımdaki her ölüm yeni bir ihanet kolonuyla dolduruyordu benliğimi.Gidişinin bu kadar aptal şeylere yaradığını bilseydi gider miydi yine de bilmiyordum.
O gitmişti gidişi sonrası papatyasına iddiaya tutuşuyorum dostlarımla geri dönecek diye hem de,daha önceden beyaz bir göl ve mavi bir gül borçlu olmama rağmen onlara..
O gitmişti…Tek bir anahtarda gizliydi umut, tek bir potada toplanana duygularımı bağlayan şalteri çekenin kim olduğunu anlayacak güçte olduğumu bile sanmıyordum…..
O gitmişti gidişi sonrası beni öldürmeye gelmişlerdi onu uyardım diye çünkü ;O…..Gitmişti..
2007 SON


inanmıyorum sana ersin bu kadar güzel misin sen bu kadar çok bu kadar nesin karıştım…bir tükeniş bu kadar güzel mi anlatılır bukadar mı güzel akar cümleler insanın içine işleyen bu anlatımınla artık kendimi hayranın ilan edebilirim.izninle canım
Ağustos 14th, 2007 at 17:54O gitti…
Eylül 21st, 2007 at 10:08Beraberinde benim ruhumu, yüreğimi, gözlerimi, ellerimi de alıp gitti.
Ben kaldım geride; öyle bir posa gibi kaldım. Yarım bile değil eksik bırakıp gitti beni.
O gitti…
Ben öldüm.
“Gidenlere selamet olsun, kalan sağlar bizimdir.” gibi iğrenç bir deyişle üzerime çöken bu ağır trajediden kurtulmak istiyorum… Çünkü gerçekten öyle bir vazgeçilmeze ben bağlıymışım gibi hissetmeye başladım ve buna inandım…
Aralık 25th, 2007 at 03:10saygılarr hocam :)