
Düş üzerine oynadığım saklambaçta, saklandığım yerin özelliğinden olmalı kimse beni bulamıyor, dizime sarılıp saklandığım kuytu da sessizce bekliyorum. Oyunda ki ebeyi yoruyorum, aramaktan vazgeçiyorlar beni. Oyun kurucunun bile sabrı taşıyor. Mızıkçı ilan ediliyorum. Dolayısıyla oyun dışıyım, sahneden atılan bir oyuncuyum hep…
Salıncak sırasındaki çocuklar bana sıralarını vermek istemiyor. Sıranın sonunda bekleyen yalnızlık zorunlu seçimim oluyor. Gurur duyduğum tek özelliğim sobelenmemek konusunda ki ustalığım. Bu yüzden yüksek duvarlara çizdiğim sağlam pencerelerden çiçekler sarkıtıyorum, kimseler koklamasın diye… Yaşamın içinde sobelenmekten korktuğum için saklanırken gördüklerimle yetiniyorum çoğu zaman. Oysa yüksek duvarımın sağlam penceresinin buğusuna yazdığım çığlığı kimse okuyamıyor.
Kendime kurduğum krallığımın dilini bilen çok az kişi var. Aç bir kedi gibiyim kendimi hiçbir yerde aramıyorum. Yüksek duvarlarımın sağlam penceresinin camları karanlık;buz tutmuş,hohlamak boşuna içerinin sıcaklığı ile dışarının soğukluğundan turuncu perdem çaresiz,sizler çaresizsiniz..
Anlayacağınız yüksek duvarlarımın arkasında kurduğum muhteşem krallığımda sobeleme kralıyım. Uçurdum kellesini onlarca kraliçenin ve yırtıp attım gecenin içine genç cesetlerini…
İşte bu yüzdendir ki lanetli bir kralım artık ve karanlığın ışığı aldattığı yerde bana gelmek için kat edilen bin yalnızlık yılını aşk borsasında kaybetmekle cezalandırıldım.
Ey aşk son isteğim senden ne olur tacımı alma kafamdan yoksa sobeleyecekler,öldürecekler “-Aşık oldum diye sana” beni…
09/04/2008


Yüksek duvarlara çizdiğin sağlam pencerelerden sarkıttığın çiçekleri inatçı kraliçelerinden biri farkettiğinde bir de bakacaksın ki sobelenmek iyi bir şey… o zaman lanet kalkacak ; mutluluk turuncu perdeni havalandıracak….(üç vakte kadar:):):) )
Nisan 16th, 2008 at 16:35Ah ah nerde :) kalksın bakalım geleceği varsa göreceği o kadar çok şey var ki :)
Nisan 25th, 2008 at 06:30