İhanete Açık Davet

Yazan: Theatral - 31 Ocak 2008
Toplam Okunma : 578

 

Yalnış açılmış kapıların isimsiz konuklarıyız. Yalnız yollarca yolculuğumuz korku komasına sokulmuş yasak temasıyla yıpranmış dostluklar taşımaktan yorgunuz.İşte Lâl, içimizin sürgününde yakılan son mum da sonunda sabaha kavuşmadan bitecek.
 
Oysa saygı duruşu gibi yaşıyoruz dostluğu ve soğuk bir bıçak gibi dokunuyor kalbimize yokluğu ,sırtımız ürperiyor. Boşluğa salıyoruz ruhumuzu ruhumuz boşluğun şeklini alıyor. Masal ülkesinin rastlantıları , belirsizlikleri getiriyor; Bir öpücükle uyanan prensesler yerini rüyalarımızda bizi rahatsız eden, kovalayan devlere bırakıyor. El değiştirmiş krallıklarda kalabalıklara veriyoruz zamanı, akreple yelkovan arasına sıkışıyor yalnızlığımızın tiktakları. Her iki yanağımıza vurulan tokat gibi şaklıyor kendimizden başka kimseyi sevemeyeceğimiz gerçeğine olan inancımız. Sıradan hayatlarımızda ,örgütlü tarikatların arsa boşluklarına açılan kapıların eşiğinde durduk mutsuzluğumuzun şerefine kaldırıyoruz kadehlarimizi;Şerefine Lâl…
 
Değişken zamanlarda siparişlediğimiz umutlarımız, kiralık çıkıyor,ve hesapta hep bir açık Lâl iki yakamız biraya gelmiyor. Tehlikeli şimdi sevgiler, dış mihraklar yok! Hepsi dışımızın içnie yansıyan bölmelerinde. Tehlikeli şimdi sevgiler,bazı kitaplar gibi tehlikeli, sokakta kimliksiz dolaşmak gibi tehlikeli…
 
Dışarısı anlıyor musun, hep içimizde içimizse hep dışa kapattığımız bölmelerde.Bazen sürgündeki ruhların temyiz edilemez mamhkumiyetinden sonra kırılır kalemler .Kralım kalemleri Lâl …..Sözcükler bir başkasının ruhuna atılmış güçlü dalllarsa ve karanlık kuyulara uzatılmış merdivenlerse, sevgi özgür ruhların diplerinde demlenmekteyse o halde çarmıha germeli taş lahitte yıkanan kalbimizi.Taş lahite uzanalım Lâl..
 
Yitik ruhların peşinde yitik günlerin izdüşümlerini bir ay parçasına saklamalı ,beynimizin en ince kıvrımlarında vurmalı bütün düşleri..
 
Kaybolmayı kafasına koymuş bir ruh Lâl nasıl zaptedilir, geceye açılırken bütün kapılar…Kapı eşiklerinde mayalanan yalnızlıklar bizi uzun bir sessizliğe çağırıyor ;gidelim Lâl… Minik bir parantez içine aldığımız yasaklığımızda eriyor hafızamızın sıfır noktasında bulduğumuz dostluğumuz. Çalkantılı bir isyan çağırıyor bizi Lâl, yılan dilindeki zehri katmerleyen sözlerimizde.
 
Yalan bu yaşadığımız buna inanalım. En doğal ihanet tarzı unutmak ve hadi gel ihanete duralım. Gittikçe daha çok kuşatıyor zihnimizi hastalıklı saplantılar. Uzayın dehşet verici boşluğuna uzanalım, belirsizleşen sevgimizle ihanete duralım.
 
Yalnızlıklarımızdan ucundan çekiştiriyoruz Lâl, görmüyor musun. Sonsuz hazların bitmeyen acısını bekler gibi Nartekse değiyor ellerimiz.Hiç durmayalım dudaklarımız bir duman bulutu olsun, bütün zamanlarca yaşananları yakalım.Bütün çığlıkları susalım ve hadi gel ihanete duralım. Yitik günlerin izdüşümleriydi büyülü bir ay parçasına sakladığımız.Hadi gel ihanete duralım.
 
Pusulamızı yormuşlar Lâl,kuzeyi göstermiyor ibre. Bir satranç oyununda yaptığımız her hamlenin, karşımıza getirdiği kapı kolları nın soğukluğuyla diken diken oluyor ellerimiz. Gecenin acımtrak tadı dönüşünceye kadar sabaha beynimizi kül tablasına silkeliyor ruhumuz.
 
 ÖLüm yaşam sahnemize tersten girdi Lâl, yalnızlık gizli bir ölümse eğer, Öldürmek Lâl kahramaların elinde kutsal bir kimliktir.Ölüyorum ellerinde Lâl…..
 
Ruhumun duvarları geceninin ruhuna derinden fısıldıyor ölümü, çizdiğim harfler sonsuz bir uçurumun kıyısında büyülü kül yağmuru,kül yağıyor geceleri Lâl….Ruhumuz kalbimizi kül tablasına silkeliyor…Ölüyoruz Lâl… Gittikçe daha çok ,gittikçe daha …Git….
 
Ateş bizi çağırıyor ,karanlık çekiştiriyor eteklerimizden. Gözkapaklarımıza notalar yağıyor geceleri….
 
Bir ürperiş gibi siniyor içime yokluğun, Yorganımı başıma çekiyorum Lâl,Kimbilir kaçıncı kez ölüyorum….
 
Nedensiz acıyla sırlıyorum bedenimi sır yağıyor geceleri sırlı bir aynaya dönüştürdüm kendimi.İnsanlar bana bakınca seni görecek Lâl, İnsanların içinden geçiyorum, Yokluğunu kül tablasına silkeliyor ruhum, Hiçin ortasında ölüyorum…..Duvara asılı Mona-Lisa tablosunca yalnızlığım Uçurumun kıyısına gidiyorum ,genzimi yakıyor ellerin ,Ah Lâl ellerinin kokusunda ölüyorum.
 
Kapıları görüyor musun Lâl
Kapıların üzerindeki tarih öncesi yazıtları
Tiktakları Lâl ,sakın kaçırma
Korkuyu sezebiliyor musun
Nasıl kaçıyor senden yelkovan
Son karanlık kapıdan içeri Lâl sakın bakma
Geceye kocaman aç gözlerini
Üşüyorum Lâl , sakın bırakma ellerimi…

OLIMPOS  /2008 Ocak

Popularity: 5% [?]

Yorum Yaz

You must be logged in to post a comment.


<