
Aşkları savaş alanı haline gelen tüm kadınlar aynı kedere razı olmak zorunda kalıyor… sonuçta; savaş bittiyor ve talan ediliyor ruhları çoğu kez. Tüm yenilgi dolu aşklardan sonra çoğu zaman koca bir çığlık gibi sustuklarına şahit oluyorum. Böylesi anlarda yalnızlığa yazıldıklarını fark etmemek olasılık dışı zaten. Peki ben nerden mi biliyorum? Hepsi eninde sonunda tüm kaybedenler beni buluyorda ondan olsa gerek…
Onlarda farkettiğim en büyük gerçek (ki) hepsinde ortak olan tek gerçek acıyı yaşayış biçimleri.Tıpkı ben gibi yaşıyorlar acıyı,hüznü,kederi…Ben de düşerken uçurumlardan sırtımda aşkımın parmak izleriyle,arka bahçe ön bahçe farketmez bütün gülleri yoluyorum onlarda aynı şeyi yapıyorlar. Onlarda defterlerinin yaprakları arasında kurutuyorlar aşklarını… Onlarda kanatlarından uçuşan tüylerinden yapılmış yastıklarda rahat uykularından uyanıyorlar…
Çoğu zaman onlara kendilerinden başka yardım edecek kimsenin olmadığını söyleyemiyorum, gerçi söylesem de bu gerçekle yüzleşecek cesaretleri zaten hiç olmuyor. Tek dertleri sığınacak bir sığınak,hücrelerini paylaşacak bir yoldaş. Oysa bende onlar gibi bildiğim bütün küfürleri hücremin duvarlarına çarpıyorum. Akşamın elinin kor gibi kelepçelerine bileklerimi en uysallığımla uzatıyorum. Işıktan bir yürek çizmeyi ben istemiyor muyum sanıyorsunuz diyorum….İşte o kadın mahkumların benden tek farkı onların mahkumluklarının camsız hücre pencerelerine göz yaşlarıyla çentikler ekleyebilmeleri.Oysa ben bunu yapamama serde erkeklik var ağlayamam ki. Benim yapacağım tek şey inleyen nefesimin ihanetiyle hüzün çeliğine su vermek sadece…
Aşkları talan edilmiş tüm mahkum kadınlar yalnızlıklarının sessizliği süzülürken aşk hücrelerinin tuğlaları arasından,gecenin rengi yüzlerine siniyor. Kan toplamış dudaklarında ezilen sigaralarını,zehirli cümlelerin, ihanetlerin gölgesinde incelen hüzünlerinde söndürüyorlar… O sıra da ben en karanlık köşesinde hücremin, bir yarasanın kanadına sığınan başımdan geçen her unutulmuş anla işkenceye alınmış ruhumun titreyişini izliyor buluyorum kendimi. Çoğu zaman onların sessizliğin de esir olan sesim onların dilsiz karanlıklarında derinliklerinde boğuluyor. Çoğu zaman böylesi anlarda korkuyorum bu kadın hüznünden bu yüzden çağırdığım gümüş kanatlı periler onların korkuyla titreyişlerine seyirci ruhumla karanlık gecenin kucağında huzurun gülümseyen elbisesini giymeye çalışıyor onları daha iyi anlamak için ,yaralarını sarmak için…
Yenik ve yaralı bu kadınlar çoğu zaman hırsla dost olmuş olduğundan onları sakinleştirmek zor oluyor.Bunun için binlerce ayrı intikam ve mutluluk olasılığını önlerine yığmak zorunda kalıyorum. Böylesi anlarda ruhumu boğazlayan ellerini öpüyorum, aşkla savuran rüzgarlarına alkışlar tutuyorum. Yine de en iyi gelen ruhlarına onlara aşk boşluğunuz da salladığınız salıncağınızda sallandığınız ipleri vermeniz çünkü, yenilgiyi defalarca tatmış yüreklerinde ki son kıvılcımlarını söndürmek için su dolu kovalar yeterli gelmiyor. Suları yakmış olsanız bile tek şansınız bu söndürmek için yangınlarını. Sadece ipi ellerine vermeniz ve sallanmalarına yardımcı olmanız böyelce bir nebzede osla rüzgarın yanaklarında söndürdüğü o çocuksu gülüşle avutuyorlar az da olsa kendilerini..
Kendimi bu yenik kadınlara yakın hissetmemin nedeni benim de onlar gibi kendi yalnızlıklarımın tarihçesini yazdığım için belli ki. Yazdıkça çoğalıyor benim de yalnızlığım çoğaldıkça azalıyor her şey… Benim de onlar gibi yakalanmamak isteğiyle uçarken kırılan umutlarım var .. Kendimi kurt kaynayan kusmuk çukurlarına attsam da sızlayan sevgilerimi göndersem de ,geri dönüşümsüz çöplüklere. Yenik ama arınık yüreğimin teslim bayrağını çekmeyeceğini biliyorum kan sızan ruhuma onlar gibi…
Yenilginin acı dolu hüznünü tatmış bu kadınlara söyleydiğim tek şey ; Alın ellerinizdeyim işte…. Bende sizin gibi ceset kımıltısızlığında,sömürge ülkesinin yenik kraliçesiyim…
Savaş bitti… Bende talan edildim…
Benim de talan edilmiş evlerim,yollarım, siperlerim sığınaklarım var ve arasında yenik dolaşmaktayım. Benden habersiz kurulan mahkemelerde,ruhum aralıksız yargılanmış. Ben de sizler gibi kaybedilmiş binlerce davanın yenik avukatıyım. Haklısınız evet evet kesinlikle yakmalı bu zehir zemberek ,karamsar satırları ve bir karabatak acemiliğinin telaşıyla yaşama yeniden doğmalıyız… Doğrumalıyız aşkı… Doğurmalıız aşkı ki Yeniden Doğmalıyız…
Hüznün Savaşı bitti kadınlar artık uyanın…. Uyanınn….
24/03/2008


Demek ki kimse uyanmak istemiyor :(
Nisan 25th, 2008 at 06:44Kendinden menkul bir hüzünle birlikte yürür dönmelerimiz. Yanar döner olsak da döndük yaşama yazıyoruz şimdi biz fakat hiç gitmemiş gibiyiz……
Ağustos 26th, 2008 at 02:26Uyanmak istemez mi insan hiç, yoksa neden bir bardak su istesin (u)yanan…..