
Aşk gittiğinden beri aylardır uyku yok. Uyuyamıyorum…. Kaya mezarlarında yüzyıllardır yatan, bir düşten diğerine uyanmış krallara özeniyor ruhum. Yeni tahnit edilmiş bu firavun aşkı cezalandırıyor tanrılar…
Gözyaşlarımdan sonra artık uykularımı da bir kavanozda biriktirmeye başladım… Ara sıra kayıp giden gözlerimin ardından tuhaf düş kırıklıklarım resmi geçit töreni yapıyor… Belirsiz cer -yan kesikleri gibi düşler görüyorum. Düşlerimin şeridini koparan kim bilmiyorum bildiğim ruhumun hasar tespit çalışmaları devam ediyor…
Rüyadayım…
“Nerdeyim? Neden bu değirmen taşı üzerinde sırt üstü yatıyorum, bilmiyorum… Alabildiğine karanlık… Değirmen taşı soğuk… Sırtıma batıyor çıkıntılar. Birden değirmen taşı dönmeye başlıyor, döndükçe yükseliyorum. Ya da tavan üzerime çöküyor. Tavan demirdenmiş, bükülüp üzerime demirden bir giysiye dönüşmesiyle gökyüzü gözlerime yapışıyor. Demirden giysimin hızlandırdığı düşüşümün betona çarpışındaki, korkunç sesler dönüşüyor onun gidişi…” Uyanmaya çabalıyorum sonra ama aksi bildirilmediğinden tekrar aynı rüyaya döndürülüyorum…
“Uykuyla uyanıklık arasında yinelenen düşüşlere, tekrar eden karanlıklara gebeyim. Düşsel zaman kaymalarında bir rüyaya uyanıyorum ve rüyada ki objelerde geziyorum. Zamanı merak ediyorum. Saat kaç? Kolumda ki saat-time bakmama engel demir maskem. Nabzımın sıkıntılı vuruşlarıyla yanıyor bileğim,eriyor saat…. Artık zaman hikâye… Zamanı kaybediyorum. "Şimdiki Zamanlar" "Geçmiş zamanlara" dönüşüyor, yanılsamalar içinde. "Gelecek Zaman" "Şimdiki Zamanın "nın peşinde…
Aşk gittiğinden beri düşüyorum ve sadece kurgusal bir düşün kahramanıyım. Beynimin hücrelerinde dolanıp duruyor zamanın rakamları. Düş bir bağımlılıksa, ilacı zaman mıdır? Zaman ilaçsa, yan etkisi var mıdır? Yoklukla hiçliğin arası kaç fersahtır? Uzak ne kadar uzak, yakın ne kadar yakındır?
Hala düşmekteyim. Aslında kendim değilim düşen, çünkü düşüşümü yaşamın kıyısında izlemem mümkün görünmüyor. Oysa sadece düşümde var olduğumu biliyorum…
Aşk gittiğinden beri, onsuz yorganımın altında yokluğunun baygınlık verici ferahlığıyla uyanıyorum…
Aşk gittiğinden beri ,zümrüt gibi kan işlemeli bir hançer var elimde, aşk gerçek olsun diye dayıyorum düşün boğazına….
01/04/2008


”Aşk gittiğinden beri,zümrüt gibi kan işlemeli bir hançer var elimde,aşk gerçek olsun diye dayıyorum düşün boğzına..”Hançerden daha sivri…Daha etkili..sadece muhteşemsin diyebiliyor insan!!!
Nisan 4th, 2008 at 04:09Teşekkür ederim. Daha fazlasını diyecek söz bırakmamaya çalışıyorum galiba :) İşiniz zor yani :)
Nisan 25th, 2008 at 06:43Herzamanki gibisin canım…MÜTEVAZİ…:)Ama yakışıyor…;)
Mayıs 3rd, 2008 at 05:41