
Yeraltı dünyasına bulaştık.
Nemli,
karanlık ,
soğuk çukurlara gönderiyoruz sevdiklerimizi birer birer…
Her gidenin köze çevirdiği yüreğimizden bir kıymık alıp gidiyor. Çağıra çağıra getirdik nihayet ölümü,yağmur getiren bulutlar gibiydik huzursuz ve dolu;
Aşkına küs yağmurlar gibiyiz şimdi…
Ölüm adres şaşırdı,ölüyüz bir çeşit…Ölü yüzlerle kendi yasımızı tutuyoruz.
Nereye gider ölüler bilen var mı?
Sizin de ne zaman bir yakınınız ölse dünyayı yakasınız gelmez mi?
Yüreğinizin alev almamış közüyle bedeninizi yakarsınız.Karanlık odalarda penceresiz kalırsınız.
Bir göz tozlu ışık sızar alnınızın ortasında onunla bütünleşip ölenden önce varırsınız davetsiz gittiğiniz gömütlüğe.
Biz de işte böyle anlarda tek bir sözcük sayıkladık sevgi kokan ablalarımızla;
”Ey yaşam sana döndük de içinden çıktığımız tabutları duvarlara çarptık.Hiç edilmiş bir hayat taşıyoruz cebimizde şimdi.”
Hansel-Gratel kardeşlerin yollara ektiği ekmek kırıntıları gibi serpiyoruz ardımıza bakmadan büyülü anlarımızı.Yaşam kırıntılarımızı gagasız kuşlara yedirdik,yaşama açız şimdi.
Çağrı bıraktık ölüme uğursuz seslerimizle… Yaşam kırıntılarımızı kuşlar yedi puşt kuşlarımızla yanınıza geleceğiz.
Destek veren dostlarımız bırakabilir artık elimizi. Söz veriyoruz ölürsek kıçımızla güleceğiz
Yemin olsun yaşam battı bize “ölürsek güleceğiz”…
Sırılsıklamım kuşatılmış sicim yağmurlarının altında bedeniz. ikinci bir giyit gibi hasta kalbimiz. Bütün fazlalıklardan arınmalı öyle ölmeliyiz. Yağmuru yağdırdık artık sıradakini göndermek için bulut biriktirmeliyiz…
Ölümü beklemek onursuzluğuna katlanamayız. Şuracıkta ruhumuzu serip toprağın aşk kokusu üzerine,öldürdüklerimizden önce ölmeliyiz.
Bu gün içi kararan dostlarımız müsade etsin ölümü pervasızca kovacağız ve sessiz bir köşede susacağız. Öfkemizin saptırılmış hedefi olarak seçtiğimiz ölümü sus payı olarak veriyoruz aşka ve uğursuz sesimizi….Susuyoruz.
İçi kararan dostlarımıza sözümüz olsun,karar verdik yeni bir ölüme kadar ölüme hep susacağız..Kalemimiz ,midesi bulanan ayyaş bir serseri gibi ölümü kustu günlerdir,son kez kusacağız ve hep susacağız…
Deli cesaretimizi kuşandık artık ölüm yutup ölüm kustuğumuz günleri milada gömdük son kez yazıyor ve susuyoruz…
“Ölüm yaşamın rahmine nefreti bıraktı.Çaresi yok doğurur doğurmaz şehzademizi boğacağız…”
03/03/2008 *Gamlı Baykuş’a


“Ey yaşam sana döndük ve içlerinden çıktığımız tabutlarımızı duvarlara çarptık”ne güzel söylemişsin ve ölüm bundan da utanmıyorsa işte o zaman anlama sus deme zamanı galiba.Ya da sevgi kokan yakınlarımıza daha bir sarılma zamanı….
Mart 31st, 2008 at 23:47Sarıldıkça daha da çok Boğulmalıyız .. Boğulmalı ama sevgiden boğulmalı anlayacağın…
Nisan 25th, 2008 at 06:48