
Bütün duvarları tırmalamaktan geliyorum, tırnak diplerimden kan sızıyor. Her tırmalayışta karda iz bırakıyor gidişim. O halde dönmeli diyorum; kimseye mutluluk getirmeyecek bu gidişten. Düş günlerime kar yağarken dışarıda;kurt ve düş sesleri donarken;hatta kapının kolu ellerime, hiç bırakmamacasına yapışırken;ışık gittikçe uzaklaşıyor benden….
O halde dönmeli diyorum da…..
Ruhumun önüne serilmiş bir düş dekoru usul usul kayarken diğer sahneye; geçmesin dursun istiyorum. Sahneler kaydıkça, replikler delici, kanatıcı, bilumum can yakıcı iğnelere dönüşüyor.
Dönmeli… Dönmeli de…
Kısacık an içinde geçenleri, sessizlik içindeki sesleri yalnızlıkla örülmüş duvarlara çarpıyorken ellerim suçluluk duygusuna dönüşüyor sevgim. Yanıp sönen her ışıkta umut besliyorum. Parmaklarımı kırmak çözüm değil. Yüreğimin emrindeki hiçbir uzvum beni dinlemeyecek…
Acil çıkış kapısından dönmeli o halde de…
Bu düş, bu kar, bu ıpıssız orman, bir dağı ilgilendiren coğrafik bir mevzu aslında. Ben sürekli firar cezasına mahkûm bir figüran. Sanrılar kıralı ki her şeyi sanarak var edeceğini sanan. Kokuşmuş içimden bomba yüklü kaç araç geçecek daha ve infilak edecek. İntihar bombacısının var olmakla yok olmak arasındaki farkın büyüklüğünü anlamasının imkansızlığı noktasında, dönmeli diyorum vakit çok geç olmadan dönmeli……. Diyorum da…
Umutsuzluk sağanağı benim sonum olacak. Biriktirdiklerim tepemden aşağıya dökülürken; parmaklarımın tırmaladığı duvarlarda başıboş çizgiler yüzünü çiziyor. Kafanı resimlemek çözümleyici bir yöneticiye dönüşüp bütün resimleri sözlendirmek isteğim yeterince korkunçken bakışlarını yakalayıp bakış bakış peşine düşmek ihtimali kolumu kanadımı kırıyor…
Kıskanç, kaprisli bir hayranın evcilleştiremediği bir öfkeye dönüşüyor varlığımdaki çaresizlik. Dönmeli bu her yola çıkanın sırtına çantalaştırılmış adı her neyse boyun büktürememişken; arkamı dönüp geriye baktığımda göz kırpan solgun bir ışık hala görünüyorken…
Dönmeli diyorum da….
Dönmeli diyorken ben, yüreğim duygu sömürüsü alçaklığına soyunuyor. Önce öldürülüp sonra canlandırılmaya layık görülen her duygu gibi bu saçmalık da yaşanmışlık arıyor saman alevinde. Irzına geçilmiş bütün sözcükler üşüşüyor uyuşuk beynime. Küfürün bini bir para. Önce kendime sonra kendime ve geriye kalan ne varsa hep hep kendime…
Gecelerdir tekrarlanan sorgulamalarda ve gecelerdir tekrarlanan işkencenin tek sanığı, tek tanığıyım. Seni benden koruya koruya tükenmekten geliyorum. Geldiğin gibi dön diyor sesim de. Yokluğunda edinilmiş hala evcilleştirilememiş bir öfkenin, beni de yok ediş sürecini locadan izliyorum.Geç kalmadan daha fazla dönmeye,dönerken kaybolmaya hazırlıyorum kendimi döne döne yok olmaya…
İnceliyor soluklarım- dönmek deyince düş günleri sanıyor aptal yüreğim soluk bir gün oluyor vakit. Dışarıdaki kar; karanlık ve soluk, soluk soluğa sormak istediğim şeye sesim yok. Hafızamdan silinen her sesle özgür kuşlar düşüyor düş sahnesine, bir düşün hüznüne yenik düşüyorum. Öfkem asla evcilleşmeyecek anladım-tetikçi sinsiliğiyle buza kesmiş. Hafızam çözülmesi imkânsız, çözümsüz eskinin cehenneminden geliyor. O halde…
Sanrılar kralıyım. Bu sanmalar benim sonumu hazırlıyor. Varım sanıyorum örneğin, mutluyum sanıyorum, umudum var sanıyorum…
Bir gün beni bulup çıkaracaklar bükülü dizlerimi kucaklayıp sığındığım duvar köşesinden sanıyorum. Tarafsız bir yorumcuyum kendi tarafımı bile tutmuyorum. En başından beri beceriksizlik simgesiyim tutma eylemi söz konusu olduğunda. Bütün etkinliğim avuçlarımı sıkmak ve avuçlarıma batan tırnaklarımı düzenli bir şekilde törpülemek.
Bir sürü düşün tabanında ezilmiş, her katmanda ezilmiş bitkin bir militan gibi sonumu hazırlıyor gittiğim yol.
O halde diyor dilim; sanrılar Kralı ya uyandır kendini umuda ya da tut dilini… Öfkeni yöneltme artık kendine…
Her militan kral eninde sonunda kundaklar düşlerindeki sarayı unutma bunu…
15/11/2007

